www.sonsuzpaylasim.forum.st sonsuza kadar burdayız
www.sonsuzpaylasim.forum.st sonsuza kadar burdayız
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.



 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 Descartes

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
maliyeci
Yönetici
Yönetici
maliyeci

Erkek
Mesaj Sayısı : 172
Yaş : 32
NeRDeN : biliyon
Reputation : 0
Rep Puanı : 1427864
Kayıt tarihi : 13/12/08

Descartes Empty
MesajKonu: Descartes   Descartes I_icon_minitimeC.tesi Mart 14, 2009 4:36 pm

Descartes

Modern felsefenin ve analitik geometrinin kurucusu olan Descartes (1596
- 1650) için de, Bacon'da olduğu gibi, amaç doğayı egemenlik altına
almaktır. Çünkü insan ancak o zaman mutlu olabilir. Fakat doğa,
skolastiğin sağladığı bilgilerle egemenlik altına alınamaz. Böylece
Descartes'ın da skolastiğin insanı yanlışa götürdüğünü düşündüğü
anlaşılmaktadır. Ona göre, bunun iki nedeni vardır.

1-Skolastiğin kavramları açık ve seçik değildir.
2-Bu yöntem doğru bilgi elde etmeye uygun değildir.

Böylece Descartes yeni bir yönteme gereksinim olduğunu belirtir. Çünkü
ona göre doğruyu yanlıştan ayırt etme gücü, yani akıl (sağduyu) eşit
olarak dağıtılmıştır. O halde bu kadar yanlış bilginin kaynağı akıl
olamaz. Böylece Descartes, insanların yanlışa düşmelerinin tek
nedeninin doğru bir yönteme sahip olmamaları olduğu sonucunu çıkarır.

Bundan sonra yöntemini kurmaya çalışan Descartes, öncelikle bu konuda
kendine nelerin yardımcı olacağını araştırır ve iki şeyin bulunduğuna
karar verir:
1-Klasik mantık
2-Eskilerin kullandığı Analiz

Descartes, eskiden beri kullanmakta olan bu iki yöntemden klasik
mantığın, bilinenleri başkalarına öğretmekte, genç zekaları
çalıştırmakta ve onlara bir disiplin kazandırmakta yararlı olduğunu,
ancak yeni bir bilgi elde etmekte işe yaramadığını belirtir. Çünkü ona
göre, bu mantıkta biçim ve içerik ayrılmıştır. Oysa ki bilgide biçim ve
içerik iç içedir.

Eskilerin kullandığı analize gelince, Descartes, Platon'dan beri
eskilerin matematiğin en yalın bilim olduğunu ve diğer bilimlerin
temelinde yer aldığını, fakat kendi dönemindeki matematiğin bu
özellikten yoksun bulunduğunu belirtir. Bunun üzerine eskilerin
matematik çalışmalarını incelemeye koyulur ve Papus'un Matematik
Koleksiyonları adlı kitabında kanıtlamanın iki boyutundan söz
edildiğini belirler. Bunlar analiz ve sentezdir.

Descartes bu iki yoldan analizin daha doğru olduğuna karar verir.
Matematikle ilgili çalışmaları sonucunda da analitik geometriyi bulur.
Burada esas olan bir cebir denkleminin bir geometrik şekille
anlatılmasıdır. Descartes'ın bu önemli buluşundan sonra diğer önemli
bir katkısı da geometri ile cebir arasında kurduğu paralelizmin aynı
şekilde matematik ve diğer bilimler arasında da kurulabileceğini
belirtmesidir. Çünkü ona göre her hangi bir bilimde bir şeyi bilmek
demek aslında sayı ve ölçüden başka bir şey değildir. Bundan dolayı da
bütün bilimlerde tek bir yöntem uygulamak olanaklıdır. Bu da
matematiksel yöntemdir. Böylece ilk defa bütün bilimlerin yönteminin
tek bir yöntem olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle Descartes'ın yöntemine
evrensel matematik yöntem denmiştir.

Descartes bu yöntemini dört kuralla temellendirmiştir.
1-Apaçıklık Kuralı: Doğruluğu apaçık bilinmeyen hiçbir şeyi doğru
olarak kabul etmemek, yani acele yargılara varmaktan ve ön yargılara
saplanmaktan çekinmek, yargılarda ancak kendilerinden kuşkulanılmayacak
derecede açık ve seçik olarak kavranılan şeyleri bulundurmak.

Bu kuralda dikkat çeken en önemli yön insanın bir konuyu araştırmaya
başlarken, ön yargısız davranmasının gerekliliğidir. Bu ise oldukça
zordur. Çünkü insan hem doğuştan getirdiği, hem de yaşamı boyunca
edindiği pek çok ön yargıya sahiptir. Bunu aşmak ise çok zordur. Ancak
Descartes bunun için yöntemsel kuşkuculuk'u önerir

Bu yöntemin esası, sağlam bir nokta buluncaya kadar sezişle apaçık
olarak kavranılamayan her şeyden kuşku duymaktır. Bu yönüyle
kuşkucuların yöntemlerinden tamamen farklı olan yöntemsel kuşkuculuk,
Descartes'ın deyimiyle, gerçeği, yani kayayı bulmak için gevşek toprak
ve kumu atmak amacına dayanır. Böylece elde edilen bilgi artık
kendisinden kuşku duyulmayan, apaçık olarak kavranılan, doğruluğuna
güvenilen bilgi olacaktır.

2-Analiz Kuralı: Bu kural incelenecek problemlerden her birini,
olanaklar ölçüsünde ve daha iyi çözümlemek için gerektiği kadar
parçalara ayırmayı belirtir, yani karmaşık ve karanlık olan
önermelerden, basamak basamak daha yalın önermelere inmek ve daha sonra
bu yalın önermelerden başlayarak daha karmaşıkların bilgisini elde
etmektir.

3-Sıra Kuralı: En yalın ve bilinmesi en kolay şeylerden başlayarak,
tıpkı basamak basamak bir merdivenden çıkar gibi, derece derece daha
karmaşık olanların bilgisine yükselirken, doğaları gereği ard arda
sıralanmayan şeyler arasında bile bir sıra olduğunu öngörerek düşünmeyi
yürütmektir.

4-Sayış kuralı: Bu kural hiçbir şeyin unutulup atlanmadığından emin
olmak için, her yönden tam sayış ve genel tekrar yapmayı belirtir.
Burada dikkat edilmesi gereken dört nokta vardır. Sayışın sürekli,
kesiksiz, yeter ve sıralı olması.

Descartes'ın bu analiz ağırlıklı, yöntemsel kuşkuculuğa dayanan
yöntemi, felsefe için gerçekten çok yenidir. Bu anlamda o, modern
felsefenin kurucusu kabul edilmiştir. Ancak onun bu başarısını bilimde
de gösterdiğini söylemek zordur. Çünkü bilim anlayışında önemli
yanlışlar vardır. Aslında bilimlere matematiğin uygulanabileceğini
belirtmesi önemlidir. Örneğin fiziği matematiğe, daha doğrusu
geometriye indirgemeye çalışması yanlıştır. Çünkü modern bilim
anlayışında bilimlerin inceleme alanlarını geometrik nesnelere
indirgemek, yani yalnızca yayılım olarak düşünmek olanaksızdır. Bundan
dolayı da, Descartes'ın anladığı anlamda matematiksel yöntem bilimlerde
başarıyla uygulanamaz.

Bilimin yöntemi ve kartezyen felsefe sistemiyle ünlü olan Descartes,
aynı zamanda büyük bir matematikçidir. Cebirsel işlemleri geometriye
uygulayarak analitik geometriyi kurmuştur. O zamana kadar geometri ve
cebir problemleri kendi özel yöntemleri ile ayrı ayrı çözülmekteydi.
Ancak Descartes, cebir ve geometri arasındaki bu mesafeyi ortadan
kaldıran, cebiri geometriye uygulayan genel bir yöntem ileri sürdü.
Descartes'ın bu yönteminin iki amacı vardı:

1. Cebirsel işlemlerle, geometriyi şekil kullanımından kurtarmak.
2. Cebir işlemlerine geometrik yorumlarla anlam kazandırmak.
Descartes bu bağlamda, ilk defa koordinat geometrisi fikrini şekil de görüldüğü gibi ifade etti.

Buna göre, ox ve oy doğruları, o noktasında (orijinde) birbirlerini dik
olarak keserler. Bu doğrular, aynı düzlemde bulunan bir P noktasının
konumunu belirlemek için eksenler olarak kullanılır. P noktasının
konumu, eksenler üzerinde OM=x ve PM=y uzaklıkları ile belirlenir. Yani
P(x,y) noktasının tanımlanabilme koşulu x ve y gibi iki parametre
yardımıyla sağlanmaktadır. x ve y uzaklıklarına P noktasının
koordinatları denir. x ve y arasındaki farklı münasebetler aynı
düzlemde farklı eğrilere tekabül eder. Böylece, eğer y, x ile orantılı
olarak büyürse, yani y=kx olursa, bir doğru parçasını ve y=kx2 olursa,
bir parabolü temsil eder. Bu tür denklemler cebirsel olarak çözülebilir
ve bulunan neticeler geometrik olarak yorumlanabilir. Bu şekilde, daha
önce çözülemeyen ya da çok güçlükle çözülebilen pek çok fizik
probleminin çözümü bundan sonra (örneğin Newton'da) mümkün olmuştur.

Descartes bütün fiziğin bu şekilde geometrik ilişkilere
indirgenebileceğini düşünerek, bütün evreni matematiksel olarak
açıklamaya çalışmıştır.

Descartes fizik ve evrenbilimle de ilgilenmiş ve 1644 yılında
yayımladığı Principia Philosophia (Felsefenin İlkeleri) adlı Latince
yapıtında ileri sürmüş olduğu Çevrimler Kuramı ile Newton'dan önce
evrenin yapısı ve işleyişine ilişkin mekanik bir açıklama getirmişti;
bu yapıt, daha sonra Fransızca'ya çevrildi ve Avrupa düşüncesi üzerinde
çok etkili oldu.

Aristotelesçi hareket düşüncesi, gezegenleri yöneten gücün, aynı
zamanda onları ileriye doğru sürükleyen güç olduğunu benimsiyordu.
Aslında Yunan Mitolojisi'ne, yani bir savaş arabası ile atlarla
donanmış Apollon (Güneş) tasarımına dayanan bu inanç Hıristiyan
Mitolojisi tarafından da benimsenmiş, ancak atların yerine meleklerin
gücü geçirilmişti. Diğer taraftan 16. yüzyılın önde gelen
gökbilimcilerinden Tycho Brahe ve yandaşları, Aristotelesçi Evren
Kuramı'na sonradan eklenen ve gökcisimlerini taşıdıklarına inanılan
saydam ve katı kürelerin bulunmadığını gözlemsel olarak kanıtlamışlar
ve böylece büyük bir sorunun doğmasına sebebiyet vermişlerdi: Şâyet
gökcisimlerini saydam ve katı küreler taşımıyorsa, ne taşıyordu?
Mekanik oluşumları, maddenin madde üzerindeki etkisiyle açıklamak
gerektiğini düşünen Descartes, uzayın boş olmadığı görüşüyle birlikte,
bir cismin devinebilmesi için gerekli olan kuvvetin başka bir cisim
tarafından sağlanması gerektiği görüşünü de gelenekten almıştı; fakat
artık atları ve melekleri kullanmıyordu. Bütün gezegenlerin, akışkan
özdekle dolu bir uzayda oluşan çevrimlerin, yani girdapların veya
hortumların merkezinde bulunduğunu savunuyordu. Bu çevrimlerin dönüşü,
merkezlerinin yakınında çok hızlıydı ve gezegenlerin eksenleri
çevresinde dönmelerini sağlıyordu. Çevrimlerin dış kısımları ise,
gezegenlerin sahip oldukları uyduları dolandırıyordu. Yerel gezegensel
çevrimler, merkezinde Güneş'in bulunduğu daha geniş bir çevrimin içine
oturmuştu; öyle ki bu çevrim, gezegenleriyle birlikte diğer çevrimlerin
düzenli bir biçimde Güneş'in çevresinde dolanmasını sağlıyordu.

Bu kuram çok akıllıca ve ilk bakışta çok çekiciydi; çünkü başka
olguların yanında Yersel dönüş sırasında neden güçlü hava akımlarının
oluşmadığını ve küçük cisimlerin neden Yersel çevrim merkezine doğru
gittiklerini veya düştüklerini açıklayabiliyordu.

Bir varsayım, öndeyilerinin doğruluğu ile yargılanmalı ve
değerlendirilmelidir. Descartes'ın varsayımının güçsüzlüğü,
matematiksel olarak işlenememesi ve bu nedenle yeterli düzeyde
denetlenememesi ve sorgulanamamasından kaynaklanıyordu; ama
matematiksel olarak gösterilemediği için denetlenmesi ve sınanması
olanaksızdı. Akışkanların devinimine ilişkin sorunlar, 17. yüzyıl
matematiğinin dışında kalıyordu. Descartes'ın varsayımından
yararlanarak, Güneş'e daha yakın olan gezegenlerin daha hızlı hareket
etmeleri gerektiğini öngörmek olanaklıydı; fakat gezegenlerin
uzaklıkları ile dolanım süreleri, yani periyotları ararsında bulunması
gereken kesin ilişkiyi ve bağlantıyı öngörmek olanaksızdı. Ayrıca,
karmaşık bir çevrimler dizgesinde, bir gezegenin çizdiği yörüngenin
biçimini öngörmek de mümkün değildi. Gezegen devinimlerine ilişkin
yasalar, Kepler tarafından matematiksel bir kesinlikle ortaya
konulmuştu ve artık Kepler Yasaları'nın kendisinden çıkarsanacağı
doyurucu bir mekanik kurama gereksinim duyulmaktaydı; bulanık ve
niteliksel bir biçimde gezegen devinimlerinin temel özellikleriyle
ilgilenen kuramlar, artık ömürlerini tamamlamışlardı.

_________________
Descartes Lostzo4hc3il6bb3
Descartes Dilberhalagv4
Descartes Rapdinleyicisird7
Descartes Thematrixrevvv6
Descartes 19824wa0
Descartes 25918if5
Descartes 23429kp8
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Descartes
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kültür ve Sanat :: Biyografi :: Bilim-
Buraya geçin:  
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Son tartışmalar